Dr.Erhan Özer
KUANTUM TEDAVİ MERKEZİ Frekans Tedavisi
  • Kuantum tedavi prensipleri

    Beynimizin içindeki veriler, evrensel bilgilerle rezonans halindedir. Dışardan 5 duyu ile algıladığımız frekanslar, beynimizin yani bilgisayarımızın içindeki evrensel kayıtlarla rezonansa girer. Değerlendirme kapasitemiz ise farkındalık gerektirir. Farkındalığımızı yükselttikçe, daha çok ve derin algılayıp değerlendirme yeteneğine kavuşuruz.

    İnsan denilen tasarım harikası bu donanıma sahiptir.

     

    Otonom sinir sistemimiz sayesine evrensel enformatik alanla doğrudan bağlantı halindeyiz.

     

    Yediğimiz şeker oranında insülin salgılarız ve sağlıklı bir insanda kan şekeri düzeyi hep normlarda tutulur. İster bir tepsi baklava yiyelim, isterse 2 tane. Otomatik olarak hesaplanan insülin miktarı ne kan şekerimizi düşürür nede hiperglisemi yapar.

    Bilgisayarımız  sayesinde tüm sistemler biofeedback aracılığı ile kontrol edilir ve arıza tespiti yapılarak haberimiz olmadan onarılır. Organların tüm ihtiyaçları otomatik olarak enformatik haberleşme sayesinde temin edilir. Aksayan durumlarda B planına geçilir ve yaşam idame edilir.

    Bağışıklık sistemimiz bizi tüm dış patojenlere karşı korur. Ancak korku nedeniyle sempatik faza geçtiğimizde ( Kaç veya savaş modu ) bağışıklık sistemi verimli olacak enerjiyi bulamaz.

    Bütün bunlar yetmiyormuş gibi sistemimiz, ruhumuzdan gelen emirlere cevap vermeye çalışır. Üstelik itiraz etmeden, emredersiniz komutanım misali.

    Mikroorganizmalar, hormonlar, enzimler sürekli faaliyet içinde olup organizmamızı ayakta tutar.

     

    Sahip olduğumuz bu kusursuz biyolojik sistem, evrensel yasalar yani doğa kanunlarına ne kadar uyumlu olursa, o kadar sağlıklı ve verimli olur.

    İçimizdeki hekim, dünyadaki tüm hekimlerden daha kudretlidir.

     

    Bu nedenle zorunlu olmadıkça, acil durumlar dışında fazla müdahele etmemek en doğrusudur. Özgür irademizle oluşturduğumuz düşünce gücü nedeniyle hatalı kullanımlar oluşturabiliriz. Bu hatalar bizi bazen öyle bir noktaya getirebilir ki, hayatta kalabilmek için acil müdahele gerekebilir. Son yıllarda modern tıbbın olağanüstü uygulamaları sayesinde insanların ömrü bu sayede uzamıştır. Ancak ruhsal tekamül için geldiğimiz bu dünyaya, tekrar tekamül edebilecek şekilde tedavi edilmemiz gerekiyor. Buda ancak hastalıkların ana kaynağının bulunup yok edilmesiyle mümkündür. Ana kaynak ruhumuzdur.

    Fiziksel bedenimiz ruhumuzun aynasıdır. Bunun tersi hiç bir zaman söz konusu değildir. Ruh zihnimize, buradan da bedenimize yansır.

    Ruhsal alanımıza ancak frekans düzeyinde gelişen rezonanslar sayesinde ulaşabiliriz. Duygusal çatışmalarımızdan ve negatif düşünce kalıplarımızdan kalıcı olarak kurtulabilmemiz ancak böyle mümkündür.

     

    Biotensor ve semboller

    Mekan zamanın olmadığı evrensel alandaki ruhumuzla iletişim, biotensör aracılığı ile olur. Fiziksel bedenimiz de oluşan ve biotensör ile saptayabileceğimiz regülasyon blokajları, negatif salınım yapan alanlardır. Bu negatif salınımın kaynağı bedensel, zihinsel veya ruhsal olabilir. Biotensör sayesinde blokajın nereden geldiğini kolaylıkla teşhis edebiliriz. Negatif salınımı oluşturan etkenleri bulup etkisiz hale getirmek zorundayız. Fiziksel bedenimizde teşhis edebileceğimiz negatif frekanslar, intolerans olarak tespit edilir. Bazı gıdalar, nörotoksinler, ağır maden zehirleri, kimyasallar, alerjenler, aşılar, nedbeler, mantarlar, parazitler, virüsler, bakteriler, diş sorunları, fiziksel bedenimizi etkileyebilecek negatif frekanslardır.

    Özel yöntemlerle ve negatif frekans oluşturan etkenin uzaklaştırılmasıyla, bu frekanslar etkisiz hale getirilebilmektedir.

    Blokajın kaynağı duygusal nedenlere dayanıyorsa, yine rezonansa giren frekanslarla bu duygular nötr hale getirilir.

     

     

    Akupunktur iğneleri de enformatik alanla iletişimi sağlar. Blokajın olduğu bölgeye uygu şekilde iğneyi yerleştirdiğinizde enformatik alış veriş başlar. Bazen iğneler negatif salınımı çok etkili şekilde düzeltir. Ancak kaynağı tam olarak yok edebilmek için semboller çok daha derin çalışma imkanı vermektedir.

     

    Sembollerin sağladığı polarite, negatif salınım gösteren blokajların pozitif hale getirilmesinde en etkin araçtır.

     

    Renkler, sesler, manyetik frekanslar, nefes terapileri ve diğer yöntemler blokajların açılmasına yardımcı olan frekanslardır ancak blokajın tekrar kapanmaması için en etkili yöntem sembollerle tedavidir.

     

    Blokajların tam olarak yok edilmesi 5 – 12 seans arası sürebilmektedir.

    Her seans bir alt kata geçilir ve blokajların en derinde ki yok edilene kadar devam edilir.

     

    Renkler & sesler & manyetik frekanslar

    Blokajların genel olarak açmaya çalışan yöntemlerden bir tanesi de renklerdir. Özellikle optik kanal yani göz yoluyla iletişime geçirilecek rezonsansa giren renkler, blokajların açılmasını sağlar. Ancak günlük hayatımızda renkli kıyafet seçimi veya odalarımızın renkli olması enerjimizi doğrudan etkiler.

    Her EMA’nın rezonansa girdiği renk farklıdır ( bak Şifa Sende kitabı )

    Beyaz ışık bir cisme çarpıp eşit yansıyorsa yine beyaz gözükür. Cisim ışığı emdiği ölçüde renk oluşur. Tümü emildiğinde siyah renk oluşur. Dalga boyu en uzun olan kırmızıdır. Boyalar, pigment denilen renk verici madde içerir.

    Sahip olduğumuz bedenimiz 7 katmandan oluşur ve 7 renk ile rezonansa girer. Atmosferimizde 7 katmandan oluşur. Gökkuşağındaki renklerin katmanlara uygun sıralaması, bedenimizin katmanlarıyla senkrondur. Katmanlarımızda yaşadığımız enerji problemlerin düzeltilmesinde rezonansa giren elektromanyetik alanın rengi, tedavide kullanılır. Niyet edip ve şifalanmayı kabul etmeniz yeterli.

     

    Blokajlarla rezonansa girebilecek diğer bir iletişim aracı ise seslerdir. İlgili EMA ile rezonansa giren gamlar, blokajın açılmasını sağlar. Bazı müziklerde oluşan duygulanma ve ağlama duygusu, rezonansın en önemli belirtisidir.

     

    Ernst Chladni (1787 ), akustik bilimin öncülerindendir. Sesi görünür hale getiren yöntemler keşfedip şekiller ve sembolleri bu şekilde ortaya çıkarmıştır.

    Alman fizikçi Dr Manners, Cymatik üzerine dayanan bir terapi geliştirmiştir.  Organlarımız ve dokularımızın ses dalgalarının yarattığı rezonans la etkileşime girdiğini gözlemlemiş.

    “Kymatik” adlı kitapla ünlenen İsveçli Hans Jenny ( 1904-1972) ses dalgaları ile madde arasındaki etkileşimi anlatmıştır.

    Cymatik ve Chladni figürleri, boyutları ve elektromanyetik katmanları açıkça göstermiştir. Her boyut beraberinde farklı sembolleri oluşturmaktadır.

    Japon bilim adamı Emoto ‘nun “ suyun hafızası “ adı altındaki yayınlar ve bilgiler, Şifa Sende kitabında ayrıntılı anlatılmıştır. Seslerin ve müziğin suya yansıması bu şekilde ortaya çıkmıştır.

    Bu bilgilerin ışığında ruh, zihin ve bedenimizin ses dalgalarıyla etkileşimi net olarak ortaya çıkmıştır. Müzikle tedavi bütün dünyada yaygın olarak kullanılmaktadır.

    Ses, hücrenin moleküler yapısını doğrudan etkiler. Öz benliğimizle uyumu sağlar. Uyum gerçekleştiğinde ilahi akış başlar.

     

    Manyetik frekanslar, blokajların açılabilmesi için yaygın kullanılan diğer bir yöntemdir. Manyetik frekansları hem uyarıcı hem de sakinleştirici frekanslarda kullanabiliriz. Manyetik tedaviler, tıbbın tedavi alanında önemli hizmetler vermektedir.

     

     

    Frekans dünyası ve suyun gizemi

     

    Frekans dünyasının en güzel örneklerden bir limondur.

    Limon, hepimizin ağzında değişik derecede sulanma yaratır. Ancak ortamda bulunması gerekmez. Limonu düşündüğümüz zaman etki başlar. Bu etkileşimi sağlayan ise limonun frekansıdır.

    Bitkiler, taşlar, homeopatikler, aromatik kokular ve esanslar aynı sistemle etki eder. Blokajlarımızla rezonansa giren bu frekansalar, blokajın açılması için etkili olur.

    Her bitkinin, taşın, homeopatiğin rezonansa girdiği  elektromanyetik alan farklıdır.

    Her türlü frekans suya kaydedilebilir. Emoto bu gerçeği suyun hafızası başlığı altında belgelemiştir.

    1 damla suya yüklenilmiş olan frekans veya yüksek foton enerjisi, geniş hacimli bir suya katıldığında, bütün su yapılanmış olur. Tıpkı Nasrettin Hocanın gölü mayalaması gibi.

    Yüksek dağlardan alınan yüksek enerjili sular, şifalı su olarak kabul edilir. Suyu içtiğimizde vücudumuzun % 70 ini teşkil eden suyumuz yapılanır.

    Sadece sular değil, dış ortamdan gelen negatif veya pozitif frekanslarda suyumuzu yapılandırır.

    Evren ve dünyayla ilişkimiz su üzerinden gerçekleşir. Dünyamızın da 2/3 ‘ü sudur. İnsan ve dünya ölçüleri birbirine senkrondur.

    Bitkiler, yüksek frekanslı su verdiğinizde veya müzik dinlettiğinizde coşar.

    Dünyada en yüksek enerjiye sahip olan su, Brezilya ve Venezuella arasındaki 2300m yükseklikdeki Roraima dağından gelir. Normal sudan 40000 kat fazla enerji dolu olması, dağ içindeki sert kuvars oluşumundan kaynaklanır.

    Evde kullandığımız suların daha enerji dolu olması için, sürahinin altına yaşam çiçeği sembolünü koyabilirsiniz.

    Uzun süre masanın üzerinde kalmış negatif ortamdaki bir suyu sakın içmeyin derim.

    Sular, çıktığı toprağın minerallerinden etkilenir ve bölgedeki titreşimleri ( bilgileri ) kaydeder. Şifalı suların titreşimi, rezonansa girdiği organı etkiler. Böbreklere veya safra kesesine iyi gelen ve şifa veren suyun oluşumu bu şekildedir.

    Arıtılmış sular ise ölü sudur.

    Bu gerçekler doğrultusunda suya yüklenen frekanslar sayesinde, bedenimizde oluşan rezonans ile tedavi yapılabilmektedir.

    Ninelerimizin dualarının suya okunup içilmesi, büyülerin ( negatif enerji ) suyla aktarılması, dualarla alınan abdest, vaftiz hep bu şekilde etkiler.

    Kristallerin, kokuların, mantraların ve dualarında etkisi bu şekilde gerçekleşir.

     

     

    Hastalıkların tedavisinde temel prensipler

     

    Vücudumuzun % 70 i sudur. Bu nedenle suyumuzu kirletmemeyi öğrenmek zorundayız. Düşünceler, duygusal ve dış etkenler suyumuzu doğrudan etkiler. Mesafe tanımayan frekanslarla oluşan rezonans, suyumuza sürekli etki eder.

    Su, adeta bir kayıt cihazı gibi çalışır.

    5 duyumuz, frekansların alınmasında temel organlardır. En geniş alma ve algılama kapasitesi deridir. Deri üzerinde mevcut semboller, evrensel haberleşmeyi sürekli olarak sağlar. Otonom sinir sistemi bu şekilde bedenimizi  hayatta tutmaya çalışır ve dengeler.

    Derimiz, 4 EMA ile rezonans halindedir. Ruhsal bağlantımız aslında deri üzerinden gerçekleşir ancak kalp ile rezonans içinde olduğu için kalbimizle özdeşleştirilir. Ruhumuz bedenimizle tam bağlantıda olduğu zaman kalbimiz açık deriz.

    Gördüklerimiz, duyduklarımız, kokladıklarımız ve tattıklarımız, suyumuzu etkileyen diğer frekanslardır. Negatif etkili frekanslar, suyumuz üzerinden hücrelerimizi negatif etkiler. Hücre enerjisini düşürür. Hücrenin içindeki DNA, sudaki titreşimleri alarak köprü vazifesi görür. Kromozomlar üzerindeki genlerimiz, sudan gelen frekanslardan doğrudan etkilenir.

    Ağzımızdan çıkan kelimelerimiz ruhsal kaynaklıdır. Harflerin frekansı düşüncelerimiz oluşturur. Düşünceler duyguları, duygular davranışları, davranışlar deneyim ve alışkanlıkları oluştururken son noktada oluşan tablo kaderimizdir.

     

    Suyumuzun en önemli komponenti kan’dır. Bedensel Yaşamımız, damarların içinde akan kanımızla mümkündür ancak. Her şeyin yansıdığı ünite kan dır.

    Bu nedenle kanımızı kirletmemeliyiz. Kan akışkanlığını bozmamalıyız ve kan miktarını dengede tutmalıyız.

     

    Kanımızı olumsuz etkileyen temel etmenler şunlardır;

     

     • Hayvansal ürünlerden gelen kan parazitleri

     • Asitlenme

     • Toksin

     • GDO’lu gıdalar

     • Transyağlar

     • Kazein veya glüten gibi yabancı proteinler

     • Alyuvarların birbirine yapışması

     • Alerjenler

     • Nörotoksinler

     • Katkı maddeleri

     • Kimyasallar

     • Boyalar

     • Gıda intoleransı

     • Hareketsizlik

     • Stres

     • Dert etme, takıntı

     • Radyoaktif ışınlar

     

    Kuantum tedavi sayesinde ruh, zihin ve bedenimizi olumsuz etkileyen tüm nedenler taranıp teşhis edilmektedir.

    Akugraph testi sayesinde enerji dengemiz kolaylıkla teşhis edilerek ona uygun tedavi programı seçilir.

    Vücudumuzdaki blokajlar her gelişte açılır.

    Her tedavide bilinçaltımız izin verdiği ölçüde hastalık yapıcı kayıtlar tespit edilir ve özel bir yöntemle silinir.

    Bu sayede alt da ki tuğlayı çekilmeden bilinçaltı tedavisi yapılır.

    Silinen kayıtlar geri gelmez.

    Yöntem çocuklara da kolaylıkla uygulanır.

    Hiçbir yan etkisi yoktur.

    Hastanın ihtiyaç duyduğu seans sayısı tedaviye geldiği ilk gün belirlenir. Ortalama 5 – 12 seans arasında hastanın yaşadığı travmalar, çekirdek inançlar ve genetik kayıtlar ölçüsünde değişkenlik gösterir.

    Tedavi seansları en az haftada 1 uygulanır.

     

     

     

     

     

Kuantum tedavi prensipleri

 

 

 

Beynimizin içindeki veriler, evrensel bilgilerle rezonans halindedir. Dışardan 5 duyu ile algıladığımız frekanslar, beynimizin yani bilgisayarımızın içindeki evrensel kayıtlarla rezonansa girer. Değerlendirme kapasitemiz ise farkındalık gerektirir. Farkındalığımızı yükselttikçe, daha çok ve derin algılayıp değerlendirme yeteneğine kavuşuruz.

İnsan denilen tasarım harikası bu donanıma sahiptir.

 

Otonom sinir sistemimiz sayesine evrensel enformatik alanla doğrudan bağlantı halindeyiz.

 

Yediğimiz şeker oranında insülin salgılarız ve sağlıklı bir insanda kan şekeri düzeyi hep normlarda tutulur. İster bir tepsi baklava yiyelim, isterse 2 tane. Otomatik olarak hesaplanan insülin miktarı ne kan şekerimizi düşürür nede hiperglisemi yapar.

Bilgisayarımız  sayesinde tüm sistemler biofeedback aracılığı ile kontrol edilir ve arıza tespiti yapılarak haberimiz olmadan onarılır. Organların tüm ihtiyaçları otomatik olarak enformatik haberleşme sayesinde temin edilir. Aksayan durumlarda B planına geçilir ve yaşam idame edilir.

Bağışıklık sistemimiz bizi tüm dış patojenlere karşı korur. Ancak korku nedeniyle sempatik faza geçtiğimizde ( Kaç veya savaş modu ) bağışıklık sistemi verimli olacak enerjiyi bulamaz.

Bütün bunlar yetmiyormuş gibi sistemimiz, ruhumuzdan gelen emirlere cevap vermeye çalışır. Üstelik itiraz etmeden, emredersiniz komutanım misali.

Mikroorganizmalar, hormonlar, enzimler sürekli faaliyet içinde olup organizmamızı ayakta tutar.

 

Sahip olduğumuz bu kusursuz biyolojik sistem, evrensel yasalar yani doğa kanunlarına ne kadar uyumlu olursa, o kadar sağlıklı ve verimli olur.

İçimizdeki hekim, dünyadaki tüm hekimlerden daha kudretlidir.

 

Bu nedenle zorunlu olmadıkça, acil durumlar dışında fazla müdahele etmemek en doğrusudur. Özgür irademizle oluşturduğumuz düşünce gücü nedeniyle hatalı kullanımlar oluşturabiliriz. Bu hatalar bizi bazen öyle bir noktaya getirebilir ki, hayatta kalabilmek için acil müdahele gerekebilir. Son yıllarda modern tıbbın olağanüstü uygulamaları sayesinde insanların ömrü bu sayede uzamıştır. Ancak ruhsal tekamül için geldiğimiz bu dünyaya, tekrar tekamül edebilecek şekilde tedavi edilmemiz gerekiyor. Buda ancak hastalıkların ana kaynağının bulunup yok edilmesiyle mümkündür. Ana kaynak ruhumuzdur.

Fiziksel bedenimiz ruhumuzun aynasıdır. Bunun tersi hiç bir zaman söz konusu değildir. Ruh zihnimize, buradan da bedenimize yansır.

Ruhsal alanımıza ancak frekans düzeyinde gelişen rezonanslar sayesinde ulaşabiliriz. Duygusal çatışmalarımızdan ve negatif düşünce kalıplarımızdan kalıcı olarak kurtulabilmemiz ancak böyle mümkündür.

 

Biotensor ve semboller

 

Mekan zamanın olmadığı evrensel alandaki ruhumuzla iletişim, biotensör aracılığı ile olur. Fiziksel bedenimiz de oluşan ve biotensör ile saptayabileceğimiz regülasyon blokajları, negatif salınım yapan alanlardır. Bu negatif salınımın kaynağı bedensel, zihinsel veya ruhsal olabilir. Biotensör sayesinde blokajın nereden geldiğini kolaylıkla teşhis edebiliriz. Negatif salınımı oluşturan etkenleri bulup etkisiz hale getirmek zorundayız. Fiziksel bedenimizde teşhis edebileceğimiz negatif frekanslar, intolerans olarak tespit edilir. Bazı gıdalar, nörotoksinler, ağır maden zehirleri, kimyasallar, alerjenler, aşılar, nedbeler, mantarlar, parazitler, virüsler, bakteriler, diş sorunları, fiziksel bedenimizi etkileyebilecek negatif frekanslardır.

Özel yöntemlerle ve negatif frekans oluşturan etkenin uzaklaştırılmasıyla, bu frekanslar etkisiz hale getirilebilmektedir.

Blokajın kaynağı duygusal nedenlere dayanıyorsa, yine rezonansa giren frekanslarla bu duygular nötr hale getirilir.

 

 

Akupunktur iğneleri de enformatik alanla iletişimi sağlar. Blokajın olduğu bölgeye uygu şekilde iğneyi yerleştirdiğinizde enformatik alış veriş başlar. Bazen iğneler negatif salınımı çok etkili şekilde düzeltir. Ancak kaynağı tam olarak yok edebilmek için semboller çok daha derin çalışma imkanı vermektedir.

 

Sembollerin sağladığı polarite, negatif salınım gösteren blokajların pozitif hale getirilmesinde en etkin araçtır.

 

Renkler, sesler, manyetik frekanslar, nefes terapileri ve diğer yöntemler blokajların açılmasına yardımcı olan frekanslardır ancak blokajın tekrar kapanmaması için en etkili yöntem sembollerle tedavidir.

 

Blokajların tam olarak yok edilmesi 5 – 12 seans arası sürebilmektedir.

Her seans bir alt kata geçilir ve blokajların en derinde ki yok edilene kadar devam edilir.

 

Renkler & sesler & manyetik frekanslar

 

 

Blokajların genel olarak açmaya çalışan yöntemlerden bir tanesi de renklerdir. Özellikle optik kanal yani göz yoluyla iletişime geçirilecek rezonsansa giren renkler, blokajların açılmasını sağlar. Ancak günlük hayatımızda renkli kıyafet seçimi veya odalarımızın renkli olması enerjimizi doğrudan etkiler.

Her EMA’nın rezonansa girdiği renk farklıdır ( bak Şifa Sende kitabı )

Beyaz ışık bir cisme çarpıp eşit yansıyorsa yine beyaz gözükür. Cisim ışığı emdiği ölçüde renk oluşur. Tümü emildiğinde siyah renk oluşur. Dalga boyu en uzun olan kırmızıdır. Boyalar, pigment denilen renk verici madde içerir.

Sahip olduğumuz bedenimiz 7 katmandan oluşur ve 7 renk ile rezonansa girer. Atmosferimizde 7 katmandan oluşur. Gökkuşağındaki renklerin katmanlara uygun sıralaması, bedenimizin katmanlarıyla senkrondur. Katmanlarımızda yaşadığımız enerji problemlerin düzeltilmesinde rezonansa giren elektromanyetik alanın rengi, tedavide kullanılır. Niyet edip ve şifalanmayı kabul etmeniz yeterli.

 

Blokajlarla rezonansa girebilecek diğer bir iletişim aracı ise seslerdir. İlgili EMA ile rezonansa giren gamlar, blokajın açılmasını sağlar. Bazı müziklerde oluşan duygulanma ve ağlama duygusu, rezonansın en önemli belirtisidir.

 

Ernst Chladni (1787 ), akustik bilimin öncülerindendir. Sesi görünür hale getiren yöntemler keşfedip şekiller ve sembolleri bu şekilde ortaya çıkarmıştır.

Alman fizikçi Dr Manners, Cymatik üzerine dayanan bir terapi geliştirmiştir.  Organlarımız ve dokularımızın ses dalgalarının yarattığı rezonans la etkileşime girdiğini gözlemlemiş.

“Kymatik” adlı kitapla ünlenen İsveçli Hans Jenny ( 1904-1972) ses dalgaları ile madde arasındaki etkileşimi anlatmıştır.

Cymatik ve Chladni figürleri, boyutları ve elektromanyetik katmanları açıkça göstermiştir. Her boyut beraberinde farklı sembolleri oluşturmaktadır.

Japon bilim adamı Emoto ‘nun “ suyun hafızası “ adı altındaki yayınlar ve bilgiler, Şifa Sende kitabında ayrıntılı anlatılmıştır. Seslerin ve müziğin suya yansıması bu şekilde ortaya çıkmıştır.

Bu bilgilerin ışığında ruh, zihin ve bedenimizin ses dalgalarıyla etkileşimi net olarak ortaya çıkmıştır. Müzikle tedavi bütün dünyada yaygın olarak kullanılmaktadır.

Ses, hücrenin moleküler yapısını doğrudan etkiler. Öz benliğimizle uyumu sağlar. Uyum gerçekleştiğinde ilahi akış başlar.

 

Manyetik frekanslar, blokajların açılabilmesi için yaygın kullanılan diğer bir yöntemdir. Manyetik frekansları hem uyarıcı hem de sakinleştirici frekanslarda kullanabiliriz. Manyetik tedaviler, tıbbın tedavi alanında önemli hizmetler vermektedir.

 

 

Frekans dünyası ve suyun gizemi

 

Frekans dünyasının en güzel örneklerden bir limondur.

Limon, hepimizin ağzında değişik derecede sulanma yaratır. Ancak ortamda bulunması gerekmez. Limonu düşündüğümüz zaman etki başlar. Bu etkileşimi sağlayan ise limonun frekansıdır.

Bitkiler, taşlar, homeopatikler, aromatik kokular ve esanslar aynı sistemle etki eder. Blokajlarımızla rezonansa giren bu frekansalar, blokajın açılması için etkili olur.

Her bitkinin, taşın, homeopatiğin rezonansa girdiği  elektromanyetik alan farklıdır.

Her türlü frekans suya kaydedilebilir. Emoto bu gerçeği suyun hafızası başlığı altında belgelemiştir.

1 damla suya yüklenilmiş olan frekans veya yüksek foton enerjisi, geniş hacimli bir suya katıldığında, bütün su yapılanmış olur. Tıpkı Nasrettin Hocanın gölü mayalaması gibi.

Yüksek dağlardan alınan yüksek enerjili sular, şifalı su olarak kabul edilir. Suyu içtiğimizde vücudumuzun % 70 ini teşkil eden suyumuz yapılanır.

Sadece sular değil, dış ortamdan gelen negatif veya pozitif frekanslarda suyumuzu yapılandırır.

Evren ve dünyayla ilişkimiz su üzerinden gerçekleşir. Dünyamızın da 2/3 ‘ü sudur. İnsan ve dünya ölçüleri birbirine senkrondur.

Bitkiler, yüksek frekanslı su verdiğinizde veya müzik dinlettiğinizde coşar.

Dünyada en yüksek enerjiye sahip olan su, Brezilya ve Venezuella arasındaki 2300m yükseklikdeki Roraima dağından gelir. Normal sudan 40000 kat fazla enerji dolu olması, dağ içindeki sert kuvars oluşumundan kaynaklanır.

Evde kullandığımız suların daha enerji dolu olması için, sürahinin altına yaşam çiçeği sembolünü koyabilirsiniz.

Uzun süre masanın üzerinde kalmış negatif ortamdaki bir suyu sakın içmeyin derim.

Sular, çıktığı toprağın minerallerinden etkilenir ve bölgedeki titreşimleri ( bilgileri ) kaydeder. Şifalı suların titreşimi, rezonansa girdiği organı etkiler. Böbreklere veya safra kesesine iyi gelen ve şifa veren suyun oluşumu bu şekildedir.

Arıtılmış sular ise ölü sudur.

Bu gerçekler doğrultusunda suya yüklenen frekanslar sayesinde, bedenimizde oluşan rezonans ile tedavi yapılabilmektedir.

Ninelerimizin dualarının suya okunup içilmesi, büyülerin ( negatif enerji ) suyla aktarılması, dualarla alınan abdest, vaftiz hep bu şekilde etkiler.

Kristallerin, kokuların, mantraların ve dualarında etkisi bu şekilde gerçekleşir.

 

 

Hastalıkların tedavisinde temel prensipler

 

Vücudumuzun % 70 i sudur. Bu nedenle suyumuzu kirletmemeyi öğrenmek zorundayız. Düşünceler, duygusal ve dış etkenler suyumuzu doğrudan etkiler. Mesafe tanımayan frekanslarla oluşan rezonans, suyumuza sürekli etki eder.

Su, adeta bir kayıt cihazı gibi çalışır.

5 duyumuz, frekansların alınmasında temel organlardır. En geniş alma ve algılama kapasitesi deridir. Deri üzerinde mevcut semboller, evrensel haberleşmeyi sürekli olarak sağlar. Otonom sinir sistemi bu şekilde bedenimizi  hayatta tutmaya çalışır ve dengeler.

Derimiz, 4 EMA ile rezonans halindedir. Ruhsal bağlantımız aslında deri üzerinden gerçekleşir ancak kalp ile rezonans içinde olduğu için kalbimizle özdeşleştirilir. Ruhumuz bedenimizle tam bağlantıda olduğu zaman kalbimiz açık deriz.

Gördüklerimiz, duyduklarımız, kokladıklarımız ve tattıklarımız, suyumuzu etkileyen diğer frekanslardır. Negatif etkili frekanslar, suyumuz üzerinden hücrelerimizi negatif etkiler. Hücre enerjisini düşürür. Hücrenin içindeki DNA, sudaki titreşimleri alarak köprü vazifesi görür. Kromozomlar üzerindeki genlerimiz, sudan gelen frekanslardan doğrudan etkilenir.

Ağzımızdan çıkan kelimelerimiz ruhsal kaynaklıdır. Harflerin frekansı düşüncelerimiz oluşturur. Düşünceler duyguları, duygular davranışları, davranışlar deneyim ve alışkanlıkları oluştururken son noktada oluşan tablo kaderimizdir.

 

Suyumuzun en önemli komponenti kan’dır. Bedensel Yaşamımız, damarların içinde akan kanımızla mümkündür ancak. Her şeyin yansıdığı ünite kan dır.

Bu nedenle kanımızı kirletmemeliyiz. Kan akışkanlığını bozmamalıyız ve kan miktarını dengede tutmalıyız.

 

Kanımızı olumsuz etkileyen temel etmenler şunlardır;

 

 • Hayvansal ürünlerden gelen kan parazitleri

 • Asitlenme

 • Toksin

 • GDO’lu dıdalar

 • Transyağlar

 • Kazein veya glüten gibi yabancı proteinler

 • Alyuvarların birbirine yapışması

 • Alerjenler

 • Nörotoksinler

 • Katkı maddeleri

 • Kimyasallar

 • Boyalar

 • Gıda intoleransı

 • Hareketsizlik

 • Stres

 • Dert etme, takıntı

 • Radyoaktif ışınlar

 

Kuantum tedavi sayesinde ruh, zihin ve bedenimizi olumsuz etkileyen tüm nedenler taranıp teşhis edilmektedir.

Akugraph testi sayesinde enerji dengemiz kolaylıkla teşhis edilerek ona uygun tedavi programı seçilir.

Vücudumuzdaki blokajlar her gelişte açılır.

Her tedavide bilinçaltımız izin verdiği ölçüde hastalık yapıcı kayıtlar tespit edilir ve özel bir yöntemle silinir.

Bu sayede alt da ki tuğlayı çekilmeden bilinçaltı tedavisi yapılır.

Silinen kayıtlar geri gelmez.

Yöntem çocuklara da kolaylıkla uygulanır.

Hiçbir yan etkisi yoktur.

Hastanın ihtiyaç duyduğu seans sayısı tedaviye geldiği ilk gün belirlenir. Ortalama 5 – 12 seans arasında hastanın yaşadığı travmalar, çekirdek inançlar ve genetik kayıtlar ölçüsünde değişkenlik gösterir.

Tedavi seansları en az haftada 1 uygulanır.

 

 

 

 

 

Anasayfa

WEB TASARIM Nuray Demir 0532 261 04 04